31 Ocak 2014 Cuma

Ağlamaca :))


 Azad Taha anne arkadaşlarım ve danışanlarımın yakınmalarından anladığım kadarı ile çok ağlayan ve mızmızlanan bir bebek değilmiş.
 Gaz sancıları sırasındaki ağlama krizlerini saymazsak genelde mutlu bir bebekti. Ama nadirde olsa ağladığında çok komik oluyordu ve annesi bu anları kaçırmayıp fotograflaştırdı :))





















30 Ocak 2014 Perşembe

Anadolu'dan And Dağlarına Ekofeminizm

And dağlarındaki Bolivyalı yerli kadının bitkilerle iyileştirmesinden, Anadolu'da sandığında tohum saklayan ninelerimizden öğreneceklerimize kadar çok sesli ve çok kültürlü bir kadın ve ekoloji kitabı çıktı! Yeni İnsan Yayınevi'nin Haziran 2010'da yayımladığı Kadınlar Ekolojik Dönüşümde, Türkiye'nin ilk ekofeminist kitaplarından.
 


Bu kitapta ekofeminist teori değil, Türkiyeli kadının ekolojik dönüşümdeki çabası dahil Avustralya, Bolivya, Hindistan, Aotearoa/Yeni Zelanda, Afrika ve Güney Asya dahil olmak üzere kadınların ekolojik uğraşları ve düşünceleri var. Çünkü doğrudan söz paylaşımının bizlere çok şeyler katacağına inandık.
Ekolojik dönüşümün kapsamını yalnızca çiçek, böcek ve kelebekten ibaret görmediğimiz için aktivist kadınların yanı sıra çizgi ve düşünce üretenlere de yer verdik. Kadının insan haklarından ekososyalist feminizme, antropolojik ve biyolojik olarak kadının duruşuna kadar uzanıyoruz. Kitaba katkı sağlayanlar arasında ekolojik harekete yıllardır emek verenler olduğu kadar feminizmin 'f' siyle bu kitapla tanışanlarımız var. Bunu özellikle böyle istedik.
 
Neden ekofeminizm?
Erkek egemen toplum ile endüstriyel kapitalizm arasında doğrudan bir bağlantı olduğuna inanıyoruz. Doğaya tahakküm edip onu 'uysallaştıran' patriyarkal bakış açısı kadının da (Avustralyalı feminist yayınevi yöneticilerinden Susan Hawtorn'un kitabımızda değindiği gibi) 'vahşi doğasını' ıslah etme yoluna gitti. Doğayı bir kaynak deposu olarak gören kapitalizm ve erkek egemen toplum aynı zamanda doğayı yok ediyor.
Oysa avcı-derleyici toplumdan itibaren kadının bitkiler, toprak ve tohuma ilişkin biriktirdiği bilgelik kuşaktan kuşağa geçecek kadar önemli. Tarımda kadın emeğinin yüzde 70-80 arasında olduğu düşünülürse küresel kapitalizmin bu deneyim ve bilgi birikimini hiçe saydığı açıktır. Daha önce kendine yeten geleneksel tarım işletmeciliğiyle geçinip giden kırsal kesim bugün tüm dünyada yok ediliyor.
Yine kitabımızda yer verdiğimiz gibi Güney Asyalı kadınlar tarımı bir işletmecilik (agribusiness) şeklinde gören küresel kapitalizme 2008 yılı Dünya Kadınlar Günü'nde yayınladıkları deklarasyonla meydan okuyorlar.
Endüstriyalizm yiyeceklerimizi  pazara sunduğu kimyasal tarım ilaçlarıyla 1930'lardan bu yana zehirlemeye devam ediyor. Eğer kadın; tarım arazilerinin ve asırlık yağmur ormanlarının yok edilmesini durdurmak için kendini buldozerin önüne korkusuzca atabiliyor ve yurdumuzda olduğu gibi derelerin ve nehirlerin özelleştirilmesine karşı aylarca su nöbeti tutuyorsa bunun bir nedeni olmalı. Çünkü o değerler yok edildiğinde ekmek teknesinin boş kalacağını biliyor.
 
Kitabın genel içeriğinde 'kadın doğası gereği doğaldır ve doğaya daha yakındır' gibi saptamalardan kaçındık.  Çünkü biyolojik determinizmin bizi bir yere götürmeyeceğini biliyoruz. Kadın-erkek iş bölümü nasıl toplum tarafından şekillendirildiyse doğanın ve kadının özgürleşmesi de toplumsal bir içerik taşıyor.
 
Kitap hangi gereksinimden doğdu?
Türkiye'de ekolojik ve yeşil hareketin yaklaşık 25 yıllık bir geçmişi var.  Kadınlar tüm bu oluşumlara aktif katkı sağlıyor ve birçoğuna liderlik ediyor.  Siyanürlü altından nükleere, genetiği değiştirilmiş organizmalardan (GDO) suyun özelleştirilmesine karşı çıkışa kadar kadınlar hep ön planda. Ancak ne kadar kendi kimlikleriyle bu hareketler içinde oldukları tartışılır.
Dünya geneline bakarsak tüketim toplumunun yarattığı küresel ısınma, iklim adaleti hareketini ön plana çıkarıyor. Bu ve benzeri küresel hareketler içinde de kadınlar hep aktif ve birçok risk alarak en önde.  Tüm bunlar kadınların bir ekolojik tarih yaratmakta olduğunu gösteriyor.  O halde bunları kayda geçirmek gerekir diye düşündük.
 
Doğada nasıl çeşitlilik varsa bizim kitabımız da öyle olmalıydı. Doğrudan deneyim ve görüş paylaşmanın insanı zenginleştireceğine inandık.   Kendi öykülerini paylaşan insanların dünyayı değiştireceğine inandığımız gibi...  Bu deneyimleri okuyucularla paylaşmanın ve tepkilerini almanın daha da önemli olacağı heyecanıyla bu kitap çıktı.
Aynı zamanda istedik ki, eylem yaparken düşünce üretelim, düşünce üretirken de eylem içinde olalım. Bu aşa herkes tuzunu değişik şekilde koydu ve hamurunu farklı kardı. Ne feminist olmadan ekofeminist olunmaz ne de ekofeminist olmadan feminist olunmaz dedik. Çeşitlilikten dinamizm doğar dedik.  Homojenlik gözetmedik, kendini yeşil, çevreci ve ekolojist olarak tanımlayan kadınların da bu kitapta kendilerini bulmalarını önemsedik.
Katkı verenlerin kendini tanıttığı bölümde kendimize ve doğaya ilişkin çabamızı yansıttık.  Doğal çevrenin korunması için sokaklara nasıl çıktığımızı, kar kış demeden kampanya yürüttüğümüz günleri, bazılarımız ise yabancı ülkelerde aş ve iş bulmaya çalışırken hakim kültür tarafından ötekileştirilenlerden olduğumuzu paylaştık.  Ancak öykülerimiz, deneyimlerimiz ve gözlemlerimiz Avrupa Merkezcilikten ve beyaz adamın aç gözlülüğünden uzakta-Maori kadınlarla olan deneyime yer verdiğimiz bölümde olduğu gibi.
Kitabımız ekolojist, çevreci ve yeşil çevreden daha otesine sesleniyor. Çünkü  patriyarkanın sarsılması yalnızca bu çevrelerden ibaret değil. Yaptığımız bir dizi imza gününde tanık olduğumuz gibi kitabın ekolojik dönüşüm adını sempatik bulup kadın odaklı doğrultusunu tedirginlikle karşılayan erkekler oluyor. Oysa bu kitap aynı zamanda erkekler için de...
Kısacası; ekolojik ve toplumsal bir gelecek istiyorsak endüstriyel kapitalizme karşı kadın ve ekoloji penceresinden direnişte umut var diyoruz.  Yerel, kültürel ve ekolojik çeşitliliği korumada, hiyerarşisiz bir toplum oluşturmada ekolojik feminizme gereksinim var.  Anadolu'da ve dünyanın başka coğrafyalarında binlerce bitki çeşitliliğinin kayda geçirilmesinin ve onları barış ve savaş ortamında yok edenlerin deşifre edilmesinin gerekliliğine inanıyoruz.
 Küresel kapitalizmin (organik endüstri dahil) arazi çevirmeleri gelecekte kadın ve ekoloji hareketini daha da ön plana çıkaracak.  500 yıllık Latin Amerikalı çiftçi örgütü La Via Campesina kızkardeşlerimizin Mali Kadınların Yiyecek Bağımsızlığı Deklarasyonu'nda vurguladığı gibi cinsler arası eşitlik olmadan yeryüzü demokrasisi olamaz! (ED/BB) 
 
* Kadınlar Ekolojik Dönüşümde, derleme, editör Emet Değirmenci, Yeni İnsan Yayınları/ Ekoloji dizisi, 176 sayfa, İstanbul, 2010, 1. Basım (Yazarlar: Ayşe Eren, Nadia Bustillos, Fatmagül Brktay, Filiz Telek, Gamze Göker, Canan Kızılaltun, Arun Shrivastava, Latife Ebru Talum, Pervin Erbil, Seğril Odabaşı, Susan Hawthorn, Zeynep Kadirbeyoğlu, Zübeyde Seven Turan) 

Kadınlar Ekolojik Dönüşümde/ KİTAP

 Ekofeminizm ülkemizde az bilinen ve üzerine az çalışılan bir kavram. Türkiye'den ve dünyanın değişik köşelerinden sadece bu kitap için eline kalem alan kadınlar, mücadelelerini, görüşlerini ve deneyimlerini Emet Değirmenci'nin editörlüğünde, okurlarla paylaşıyor.

Kadınlar Ekolojik Dönüşümde, Türkiye'de 20 yıldır ekoloji hareketlerinin içinde bilfiil bulunan, dünya çapında projelerde çalışmış ve halen Amerika'nın Seattle kentinde yaşayan Emet Değirmenci'nin uzun süren uğraşlarının ürünü. Yıllar içinde biriktirdiği deneyimlerini ve dostluklarını okurlarla paylaşmak isteyen Değirmenci'ye, uluslararası projelerden tanıdığı, değişik coğrafyalardan ve değişik mücadelelerden önemli katkılar geldi.

" ...kadın ve doğanın aynı ataerkil endüstriyel-kapitalist kültür tarafından tahakküm altına alındığını belirtmeliyim. Toplumsal ekoloji felsefesinin kurucusu Murray Bookchin'in belirttiği gibi 'toplumda ilk ortaya çıkan egemenlik ilişkilerinden biri, erkeğin kadın üzerindeki tahakkümü' olduğuna göre kuşaktan kuşağa tekrarlanarak gelen patriarkiyi sökmek oldukça uzun zaman gerektirecektir. Ancak Michel Foucault'nun da belirttiği gibi kadına yönelik toplumsal cinsiyet ayrımı üzerinden gerçekleşen tahakküm ilişkisi biyolojik farklılıklara bağlı değildir. Kısacası biyolojik determinizm ile de cinsler arası bir eşitlik sağlanamayacağını tesbit etmeliyiz. Ayrıca cinsler arası eşitliğin ırk, sınıf gibi değişik karmaşık bileşenleri de içerdiğini göz önünde tutmalıyız."

Azad Taha ile Yaşasın Tuvalet Alışkanlığı

Azad Taha 25 aylık oldu. Aylar öncesinden kendi odasında uyumaya başlaması, sütten kesilmesi, biberonla vedalaşması derken ‘‘tuvalet alışkanlığı için hazırım anne’’ mesajlarını doğru okumuş olmalıyım ki maratona başladığımızda  gaz sancıları ve uykusuzluk sorunlarımızdan daha kolay olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Oğlumun zaman zaman tekrar eden fizyolojik kökenli kabızlık problemini acaba erken mi, acelemi ediyorum gibi psikolojikleştirmeye çalışsam da sabırla çişindeki başarıyı kakasında da elde ettik. Öncelikle babası ile işten izin alacak kişi olarak beni seçtik. Hiçbir konuda egemen ebeveyn rolünü benimsemeyen babası bu konuda da oldukça eşitlikçi ve katılımcıydı. Ardından oğlumla birlikte güzel bir lazımlık, eğlenceli tuvalet kağıtları ve çok güzel külotlar aldık. İçinde tuvalet, çiş ve kaka, bezini çıkarmak vb. kavramların bolca bulunduğu evcilikler oynadık, masallar uydurduk. Azad Taha ile tuvalet kartlarımızın üzerindeki çocuğun yaptıklarını konuştuk. ‘‘Çocuğun çişi gelmiş, tuvalete gitmiş …. Tuvalet kağıdıyla silmiş, ellerini yıkamış  vs.  ’’ Oğlum kısa sürede sanki bir oyun oynanıyor gibi bu işten zevk almaya bile başladı. Yaklaşık bir hafta gibi bir sürenin ardından ben işime oğlumda bakıcımıza döndü. Pek çok lazımlık uygulamalarımız ve aktivitelerimize hafta sonu bakıcımızı da kattığımız için hafta içi onlarda çok başarılı bir gün yaşamışlar. Çok uyumlu ve sevecen bakıcımızda kaka konusunda benim gibi moral bozukluğu yaşasa da Azad Taha'nın tuvalet alışkanlığından çok öncesine dayanan kabızlığının bizi geri adım atmaya ikna etmeyeceğini anladı. Azad Taha şimdi 29 aylık, tuvaletimizden lazımlık gitti yerine  klozet adaptörü ve tabure geldi. Böylece kendini daha büyümüş hissediyor. Aylardır sorunsuz günler yaşıyoruz. Zaman zaman kabızlığı nüks ediyor seyrek olarak da gündüz çiş kaçırmaları yaşıyoruz ancak bu tip şeylerin olabileceğini biliyoruz. Geceleri ise alıştırma külotları ile uykuya dalan oğlum bir ya da iki kez tuvalete kalkarak çoğunlukla güne  kuru başlıyor. 

Zorlu bir parkur daha: Tuvalet Alışkanlığı

Çocuğa bakım verenlerin gaz sancısı, uykusuzluk, diş çıkarma, parkurlarını atlattıklarında sona kalan en zorlu ve önemli aşama tuvalet eğitimi denen aşamadır. Azad Taha ile tuvalet alışkanlığı kazanması sürecimize geçmeden kısaca tuvalet alışkanlığının psikolojideki öneminden bahsetmek istiyorum. Çocuğun bedeninde kendi başına kontrol edebildiği ilk başarısı olan tuvalet becerisini kazanmasına psikolojide de oldukça önem verilir. Freud’un Anal dönem dediği bu evre kabaca 1 yaşından 3 yaşına kadar olan bir dönemi kapsar. Çocuğun o güne kadar hissettiği ebeveyn kontrolü, bağımlı olma duygusu tuvaletinin kontrolünün kendisinde olduğunu keşfetmesiyle bağımlılıktan ayrılma ve bağımsızlık kazanma duygusuna kapı aralar. Her şey yolunda giderse çocuk keşfettiği bu büyük ‘‘kontrol bende ’’başarısından çok zevk alır, tuvalet alışkanlığı çocuğun kaygı ve korku seviyesini azaltır ve gelişen bağımsızlık, bireysellik duygularını güçlendirir.

Çocuğun tuvalet kontrolü performansının ebeveynler tarafından ödülle ya da ceza ile değerlendirildiği bu dönem; çocuk farkında olmadan idin(haz ilkesi) ve süperego'nun (yasaklayıcı, frenleyici) baskısı ve çatışması ile tanışır. Ancak bu dönemde ebeveynlerin sabırsızlıkları ve hatalı davranışlarından kaynaklanan sorunlar yaşanırsa yani her şey yolunda gitmezse, çocukta kaygı, korku ve utanç duyguları  karşı gelme, savrukluk ve pislik, dağınıklık, öfke eğilimler görülebilir. Çeşitli savunma mekanizmaları ve en tipik olarak obsesif-kampulsif bozuklukta görülebilir.
Tüm bu bilgiler ışığında başarılı bir tuvalet alışkanlığı kazandırma sürecinde hem ailelerin hem de çocuğun hazır olması gerekir.

Önce çocuğun hazır olmasından başlarsak;
  • Fiziksel gelişiminde bir gecikme yada gerilik yoksa(refleksler, kas kontrolü)
  • Kaka, çiş, ıslak, kuru, lazımlık sözcüklerini anlamlarını biliyorsa
  • Bezinin kirli olmasından rahatsız oluyorsa 
  • Altının değiştirilmesinden memnuniyetini belli ederse
  • Gün içerisinde bezi 2 saatten fazla kuru kalıyorsa
  • Oyunları ve oyuncaklarında kaka, çiş, tuvalet kelimelerini kullanıyorsa
  • Ebeveynlerinin tuvaleti kullanmaları ile ilgili meraklıysa, sorular yöneltiyorsa

Ailelerin hazır olması;
Çocuğun tuvalet alışkanlığı kazanmaya hazır olması kadar ailenin de bu stresli, özen ve emek isteyen sürece hazır olması çok önemli. Ailenin yaşamında yeni gelişmeler olacaksa(taşınmak, tatil, yeni bir kardeş, hastalık) doğru zamanı beklemekte fayda vardır. Anne babası çalışan çocuklarda tuvalet alışkanlığı kazandırma tam bir program ve mesai gerektirecek kadar organize olmadır. Çocuk kreşe gidiyorsa ya da bakıcıda ise aynı anda birkaç kişinin tuvalet alışkanlığını kazandırmaya çalışması hem kullanılan yöntemlerin farklı olma ihtimali hem de çocuğun bu süreci daha karmaşık bulması açısından uygun değildir. Bu durumda ebeveynlerden birinin işinden izin alarak bu konuya vakit ayırması en uygun olandır. Gelin görün ki Türkiye gibi ülkerlerde doğum izni, süt izni meseleleri bile az ve sorunluyken tuvalet eğitimi izni kimsenin öncelikli konuları arasında değil. Oysa çocuğun bu süreci sağlıklı geçirmesi ve bu temel alışkanlığın psikolojisinde olumsuz deneyimler bırakmadan başarıyla kazanılması için sevdikleri ve güvendikleriyle olmaya ihtiyacı vardır. Şanslı ebeveynlerin şanslı çocukları tuvalet becerisi edinmeyi anne babalarının tatil dönemine denk getirenlerdir. Diğerleri ise ne yazık ki bir tarafta bakıcı, kreş, anneanne, babaanne diğer tarafta işten arta kalan bol stres ve az zamanla tuvalet alışkanlığında bir ileri iki geri zikzakları çizenlerdir.

Azad Taha 2 yaşında



Ve tarih 24 Ağustos 2013 Azad Taha 2 yaşına girdi. Oğlum yaşamımıza girdiği şu kısa sürede ne çok güzellikler getirdi. Bebeklerle ilgili anlatılan gece uykusuzlukları, sosyal yaşam sınırlılıkları, hastalığı, mızmızlığı ya bizim oğlumuzda yok denecek kadar azdı ya da getirdiği güzellikler onları gölgede bırakacak kadar çoktu. Bu yaş gününü yine bir sahilde kutlamak için yollardayız. Kuşadası’na gidiyoruz. Kıbrıs’ın harika denizi gibi olmasa da oğluma kumdan pastasını yapacağız. İyi doğdun, iyi ki bizim oğlumuz oldun. Seninle bizi buluşturan Allah a hep şükrediyorum. Sen harika bir çocuksun. Canım oğlum.


Oğlumu Sütten kesmek

Oğlumu ilk kucağıma aldığımdan beri ikimiz arasında sadece ikimize özel an onu emzirmek oldu. Bu anları hep özel yapmaya çalıştım. Onun rahat olabileceği, keyfinin bozulmayacağı bir ortam hazırlamaya özen gösterdim. Oğlumu hem psikolojik hem de fiziksel ihtiyacından dolayı iki yaşına kadar emzirmeyi planlıyordum. Emzirme sona erince ikimiz içinde bu kadar çok yakın olacağımız bir başka an olmayacaktı biliyorum. Ancak zaman ilerledi oğlum 20 aylık oldu büyüdü hızla. ‘‘Bir anne bebeğini sütten ne zaman keseceğini nasıl bilebilir, nasıl anlar’’ gibi kafamı kurcalayan sorularımın cevabını adeta oğlum bana verdi. Artık vakti gelmişti. Benim iş ve sosyal yaşamım derken Azad Taha'nın sütten kesilmesi için ön hazırlık yapmaya karar verdim. Bebekliğinden beri her ağladığında onu emzirerek susturmak gibi bir kolaycılığı seçmemiş olmanın avantajını yaşadım süreçte.

  • Önce gece beslenmelerini, sonrada, işten hemen sonra bir araya geldiğimiz anlardaki beslenmelerini seyrekleştirdim.
  • Emmeyi talep ettiğinde ilgisini başka şeylere yönlendirdim.
  • Babasının yardım ve desteği bu dönemde arttırdı.
Oğlum çok zor olmayan ve kısa bir sürede duruma alıştı. Zaman zaman huzursuzlaşmak gibi çok anlaşılır tepkiler verse de. Benden daha sabırlı olduğu kesin. Arada bir pes etmeyi düşünmedim değil hani. Sonuçta emzirme  defteri Azad Taha için biraz mızmızlanma benim için ise hüzünle kapanmış oldu. 

 

 
Aşağıdaki link emzirmenin önemine dikkat çeken faydalı bir siteye ait.   

Ekolojik Bir Kreş Hayali




Bakıcı mı kreş mi? yazısında kreşten yana daha olumlu düşünün öğretmenlerin ve diğer çalışanların yeterli olduğu kreşler için geçerli.  Daha bir anne olmadan öğrenci olarak staj yaptığım psikolog olarak ise çalıştığım birkaç kreş olmuştu. Bu nedenle kreşlerin işleyişleri hakkında oldukça fazla bilgiye sahibim. Türkiye yetersiz ve denetlenmeyen kreşlerin bol olduğu bir ülke. Benim bir ekolojik  psikolog anne olarak  bir kreş hayalim var. Henüz böyle bir kreş bulamadım ama arayışlarım zaman zamanda böyle bir yeri ben mi açsam acaba şeklinde gaza gelişlerim var J Öncelikle büyük bir alana üzerinde oyun parkları, çocuklara toprağa sevgiyi ve saygıyı gösterebilecek üretmeye tanık olacakları bostanları, görüntüsünden, kokusundan rahatsız olmadan dokunarak severek besleyecekleri hayvanların yaşadığı kocaman bir  bahçesi olacak. Çocukların günlük  öğünlerini kreşin sevdikleri bostanından, hayvanlarından olacak. Böylece çocukların yemeğe ve besinlere saygıyı fark etmeleri, yedikleri ile sağlıklı ve doğal beslenmeyi bilmeyi, yemek artıklarını ekolojik bir şekilde yine bostan ve hayvanlarla değerlendirilerek çevreye zarar vermemeyi, doğayı korumayı keşfedecekler. Son olarak müfredat takıntısı olmayan, her çocuğun farklı özellikleri olduğunu bilen, çocuğun keşfetmesine fırsat veren sevgi dolu öğretmenleri, bahçıvanları, aşçısı, hemşiresi, psikoloğu, şoförü olan bir kreş hayalim var.



Bakıcı mı kreş mi?





Pek çok uzman(Çocuk psikoloğu, pedagog) çocukların kreşe başlama yaşının 2.5- 3 yaş olduğunu düşünür. Ancak ben bu soruya klinik psikolog olarak bakış açımı eklemekle birlikte hem bakıcı hem kreş deneyimlerine sahip bir anne olarak gözlemlerimi de katmak istiyorum.

 
Çocuğunuz Azad Taha gibi sosyal, rahat ve heyecanlı bir çocuksa 2 yaş kreş için geç bile sayılabilir. Elbette her çocuk farklıdır ve tüm çocuklar için tek bir doğru yoktur. Ancak ne yazık ki bakıcılar ve çocuğunuzun evde yapabilecekleri etkinlikler hemen hemen aynıdır. Diyelim ki çok şanslısınız bakıcınız çocuk gelişimi alanında teorik bilgiye ve tecrübeye sahip o durumda bile çocukla evde tek başına yapılacaklar sınırlıdır, geçirilen süre ise kreşe kıyasla daha az verimlidir.
 Bakıcı ile çalışmanın bazı avantajları var elbette. Örneğin çocuğunuzun beslenmesi konusunda kontrol sizde olmaya devam eder. Çocuk evde olduğu için menüyü siz belirlersiniz. Böylece çocuğunuzu organik olmayan yiyecekleri sokmadığınız mutfağınızdan beslemeye devam eder. Bu hassasiyetinize özen gösteren bakıcı çocuğunuzu iyi beslemiş olur sizde çocuğunuzun zararlı yiyeceklerle tanışma işini biraz daha erteleyebilmiş oluyorsunuz. Zira organik mutfağa sahip çok az kreş var. Bir başka bakıcı avantajı ise çocuğunuzun kreş çocuklarına kıyasla daha az hasta olması ve çabuk toparlanması. Bunun dışında ne yazık ki bakıcıların çoğu çocukla oynamakla çocuğu oyalamayı aynı şey sanıyor, onunla günlük işlerini de yaparak ilgileniyor. Bol bol yediriyor, içiriyor, çizgi film izlettiriyor.



Tüm bunlarla birlikte aralarında özel ve sevgi dolu bir ilişkide oluyor. Ancak yine de bakıcı çocuğun sayacağım ihtiyaçlarını karşılamada yeterli olamıyor.
  • Çocuğun benmerkezcilikten kurtulma ihtiyacı; evde her istediği hemen karşılanan, ilgi ve sevginin odağı olan çocuk, kreşte başka çocukların isteklerini, beklemeyi, sırayı, oyun kurallarını, başkalarının duygularını keşfederek benmerkezciliği azalır.
  • Çocuğun hareket ve oyun ihtiyacı; kreşin oyun odaları ve aktiviteleri(spor, dans vs.) çocuğun enerjisini boşaltması için daha uygundur.
  • Çocuğun sosyalleşme ihtiyacı; başka çocuklarla bir arada olmak, onları gözlemlemek, birlikte aynı oyun içinde bulunmak, oyun krallarını takip etmek sosyalleşmesini sağlar.
  • Çocuğun paylaşmayı bilme ihtiyacı; oyun arkadaşları ile sosyalleşen çocuk, kreşte oyuncakları, oyun alanlarını, öğretmenlerinin ilgisini paylaşmayı öğrenir.
  • Çocuğun yeni durumlara adapte olma ihtiyacı; ev dışında yemek, uyku, oyun aktivitelerinde yer alan çocuk seyahat, tatil gibi değişimlere kreş sayesinde aşina olur uyum sağlaması daha kolay olur.
  • Çocuğun yaratıcılığını destekleme ihtiyacı; kreşte yapılan resim, boyama, hamur, kesme-yapıştırma v.b etkinlikler çocuğun hem fiziksel gelişimi hem de yaratma, üretme ihtiyacını karşılar.





     

Psikolog bir Anne Olarak Çalışma Hayatına Dönmek




Kıbrıs tan kalbimiz adada kalarak taşındık. Kalbimizi adada bıraktık çünkü Mustafa hala orda birkaç ay sonra Türkiye ye dönebilecek.  Ben son birkaç yıldır huzura ve sakinliğe alıştığım Kıbrıs’tan tekrar İstanbul’  koşuşturmasına yeni odama, yeni üniversiteye yeni öğrencilerime, alışmaya çalışırken hiç zorlanmadım. Trafikte harcadığım süreyi de katarsak tam zamanlı çalışma hayatına dönmem oğlumdan nerdeyse 10 saat ayrı olmak demekmiş.  Bu anlatılması güç yaşaması inanılmaz suçluluk yaratan bir durum. İlk kez yarım gün yada haftanın birkaç günü çalışmanın çok iyi bir yaşam olacağını aklımdan geçirdim. Çalışma yaşamı bana yorucu ve uzun geldi. 



Azad Taha Kıbrıs ta eğlenceli geçen günlerimizden sonra birden bire babası birkaç aylığına bile olsa gurbette, annesi ise 10 saat göremediği işte, olan bir bebeğe dönüşmüştü. Bu süreç beni duygusal olarak hiç iyi etkilemedi. Tüm bunlar içinde biz işteyken oğlumuza bakıcı mı bakacak yoksa onu kreşe mi yollayacağız ikilemine girmeden babaannesinin sevgi dolu kollarında vakit geçirdiğini bilmek beni rahatlatmıştı. Bu durum Mustafa Türkiye dönene ve biz rotamızı Akdeniz’den sonra Ege’ye çevirene kadar böyle devam etti. Kısa İstanbul maceramız Aydın’ da yeni bir yaşam kurmamızla sona erdi. Burada her şey çok güzeldi, harika organik pazarlar, her yer tarla bahçe, köy ayrıca trafik sorunu yok öğlen arası ya da iş çıkışı eve varmanız çok kolay 5 dakikada evde olmak inanılmaz. Oğlum 17 aylık olmuştu ve ertelediğimiz bakıcı mı kreş mi kararsızlığını bir netliğe kavuşturmamız gerekliydi.
Bir psikolog olarak hangisinin daha iyi olacağını çok iyi bilmem gerekmez miydi? Bakıcı onunla tek başına ilgilenecek onun enerjisine yetişebilecek onunla oyunlar oynayabilecek miydi? Evime mi gelecekti yoksa biz mi Azad Taha'yı her sabah onun evine götürecektik? Sonuç olarak eğitimli ve deneyimli orta yaşlarda evime gelecek bir bakıcı bulamadım. Birkaç bakıcı ile görüşme yaptım ama içime sinmeyen bir şeyler vardı sanki. Belki de ben çok titizlendim bilemiyorum. Bizde oğlumu daha 18 aylık bir bebekken kreşe vermek zorunda kaldık. Karmakarışık duygular içindeydim. Tüm gün onunla kreşte kalmama hiç gerek yokmuş gibi rahat ve mutlu görünüyordu? Yine de oğlum daha bir bebekti yemeğini yerken yardıma ihtiyacı vardı, uyurken sevdiklerine ihtiyacı vardı kreş bunları özenle sağlayabilecek miydi? Bu kadar soru ve karmaşık duygularla 5 ay geçti. Oğlum okullu bir bebek olmuştu. Aslında her şey beklediğimden daha iyi gidiyordu. Azad Taha mutlu görünüyor dil gelişimi oyunlara ilgisi gelişim gösteriyordu.  Ama 6 aylıkken ek gıdaya başladığından beri var olan kabızlık problemi kreşle birlikte kötü giden tek ve önemli bir sorunumuzdu. Okul menüsü çocukları pratik şekilde doyurmaya odaklı daha çok pilav, makarna yoğunluklu bir programa sahipti. Kabızlığında beslenmesi çok önemli olduğu için memnunda olsam kreşten tamda istediğim gibi sevecen tecrübeli bir bakıcıya geçiş yaptık.  En uygun zamanda kesinlikle olumlu gelişmeler izlediğimiz kreşe dönmek üzere bakıcı arası verdik. Şuan bakıcı ile kabızlık problemiz yok denecek kadar az, oğlum mutlu ama yine de ben en yakın zaman da onu bol oyunlu, oyuncaklı, çocuklu kreşe göndereceğim günün planları içindeyim.

İlk sözcükler

 

Oğlumun çıkardığı seslerin zamanla nasıl değişiklik gösterdiğinin takibini yapmak çok eğlenceli bir işti. Ağlama ile başlayan sesleri 1 aylık olduktan sonra açlık ya da ağrı ağlamalarından çok duygusal durumlara göre değişiklik göstermeye başladığını fark ettim. Sıkıntılıyken çıkardığı seslerle memnunken çıkardığı sesler ayırt edilebilecek kadar farklıydı. Yüzüne doğru konuştuğumuzda çok iyi anlıyormuşçasına mimikleri ile cevap veriyordu sanki. 2 ay içinde iken ağlamaları etrafındakinin dikkatini çekmeye yönelikleşti.  2. aydan 5 aya kadar gülücükler gıgıldamalar evde bir kuş varmış hissini uyandırıyordu. Derken ses oyunlarına dönüşen heceler ve çıkardığı seslere hecelere şaşıran sevinen çığlıklar atan bir neşeli bebeğe dönüşüverdi. Babası ve ben Azad Taha daha 12 aylık bile olmadan ‘baba’ ve ‘anne’ sözcüklerini söyleyebildiği için keyif sarhoşluğu içindeydik. Tabi tam olarak hangimize anne hangimize baba diyeceğini bilmez halde çıkardığı bu kelimelere aşırı heyecan göstermemizi bir oyuna çevirmişti. Aylar geçtikçe sesten kelimelere oradan anlamlı ve yerinde kullanılan kelimelere geçişinin şaşkınlığı yaşıyorduk.  Hele hele 20’li aylar civarında kelime dağarcığı iyice çeşitlenmiş tekrarları iyice artmış şarkılar söyleyecek durumlara gelmişti. Oğlum iki farklı kültür(Karadeniz-Doğu) iki farklı dille (Türkçe-Kürtçe) büyüdüğü için bebekliğinde ninnilerim sayesinde şimdilerde ise şarkılar türkülerle iki dilli bir zenginlikle büyüyor. Yakın arkadaşlarımız Azad Taha'nın çok hızlı konuştuğunu söylüyor ki bu çok normal anne ve babası da hızlı konuşuyor zaten diyoruz. Şimdilerde 28 aylık olduğu şu günlerde yani oğlumla çok anlaşılır ve tatlı sohbetler ediyoruz. Hem anlatmayı hem de dinlemeyi seven oğlum 3.muhabbet ortağımız oluverdi.

İlk Adımlar



Kıbrıs tan ayrılık zamanı yaklaştığı için bende yavaş yavaş iş görüşmeleri için ilanlara başvuru yapmaya koyulmuştum. CV yolladığım bir üniversite görüşmeye çağırdı. 13 aylık oğlumla İstanbul da bir iş görüşmesine geldik. Kıbrıs tan uçağa bindiğimizde oğlum kucağımda ve henüz kendi başına yürüyemeyen bir bebekti. İstanbul da ki iş görüşmesini olumlu bir şekilde noktalayıp annemlere geçtiğimde oğlumun pek neşeli halleri arasında babası ile telefon konuşması yapıyordum. Eşime artık yeni öğrencilerim ve danışanlarımın olacağı yeni iş yerimi güzel bir üniversite olduğunu anlatıyordum kiiiii o da ne Azad Taha tutunduğu koltuktan bana doğru biraz yan çizerek halının bir ucundan diğer ucuna kadar yardımsız desteksiz cesurca yürüdü. Ben çığlık atıp onun dikkatini dağıtmamak için kendimi zor tuttum. Olayı bir muhabir telaşı ile Mustafa ya anlatıyordum. O da bu arada bana telefonu kapat kameraya al bu anı bende kaçırmak istemiyorum diyordu. İkimizin aynı anda görmeyi planladığımız anı telefonda dinlemekten üzgün bir şekilde telefonu kapattık. 

Birkaç gün sonra Kıbrıs döndüğümüzde babasının bizi karşılarken uçaktan indiğimiz yerde bizi görebileceğini bildiğim noktaya geldiğimizde Azad Taha'yı yere bıraktım. Oğlum kollarımın yakın korumasında babasının kucağına doğru adım adım yürüdü. Etrafımızda koşuşturanlar, valiz telaşları, telefonda konuşanlar arasında zaman herkes için aynı akıyordu ama bizim ailemiz için her şey bir film gibi yeni ve çok özeldi. Mustafa ile  havaalanından eve geçene kadar heyecanlı konuşmalar içindeydik. Azad Taha’nın yeni işimle sözleşmemi yaptığım o gün  yürümesini "Anneciğim yeni işin hayırlı olsun bak bende yürümeye başladım gönül rahatlığı ile iş yaşamına dönebilirsin" olarak yorumlayıp eğleniyorduk. 


Azad Taha 1 yaşında




 
Ailemizin enerji kaynağı oğlum için Kıbrıs'ın en güzel yeri Karpaz’dayız. Bu muhteşem sahilde bu kez oğlumla kamp yapacağız. Yüzmeyi, dalmayı ve suyu Mustafa ile çok seviyoruz.  Azad Taha hamileliğim süresince benimle birlikte yüzdü. Suyu çok sevmesi bundan mı acaba? Kumlara dikkat edin, çocukla çadırda mı kalınır vb.? eleştirilere aldırmadan oğlumuzun maceracı ruhumuzun arkadaşı grubumuzun yeni üyesi olarak  araba koltuğunda yerini almıştı. Arabamıza Mustafa ile Amerika dan aldığımız çadırımızı (adeta büyük bir aile olacağımızı tahmin edercesine konforlu çadırımızı) tüpümüzü, sepetimizi, termosumuzu, portatif sandalyeler masamızı yollara koyulduk.  Hava çok güzel, yollar harika, akşam olmadan kamp alanımıza vardık çadırımızı kurduk ve yıldızlı bir  Karpaz gecesinde Azad Taha uykuya daldı. Ertesi sabah neredeyse bize aitmiş gibi tenha plajda inanılmaz eğlendik Azad Taha sahile vuran dalgalarla çılgına döndü bol bol tuzlu su yuttu kumların tadına bakma girişimleri tarafımızdan özenle engellendi. Kocaman bir doğum günü pastasını kumdan yaptık. Oğlum pastanın üstüne çıkarak kumdan pastayı bir güzel yıktı. Güneş çok güzel batıyor burada .Azad Taha hayatımıza gireli (hamileliğimi saymazsak) tam bir yıl oldu. Her dakikası öğretici her dakikası yorgunluğuna değecek kadar zevkli bir yıl için iyi ki doğdun Azad Taha… İyi ki Allah seni bize emanet etti. İyi ki  hayatımıza girdin ve senin sayende daha iyi insanlar olduk. İyi ki seni tanıdık. İyi ki varsın oğlum…
 







Evimizde Teklikeli bir Araç!!! Yürüteç

Oğluma alınacaklar arasında en çok karasız kaldığım, hakkında en çok araştırma yaptığım şey yürüteç konusu. Oğlumun hareket alanını ve keşfedeceklerini arttırmak isteğim almama neden olduysa da oğlum içindeyken gözlemlerim ve okuduklarım nedeniyle  kısa sürede attığım bir ürün oldu yürüteç.
Neden mi attım?
  • Oğlum yürüteç içinde parmak uçları üzerinde yükselmeye çalışıyor buda doğal olarak bacağına ve adalelerine aşırı yüklenme yapıyordu, bu gözlemim beni endişelendirince okuduklarımdan yürütecin neden olduğu bu durumun bebekte ön taraftaki adaleleri zayıf bırakıp ayakta deformasyon ve şekil bozukluğu yaratabileceği ve arka taraf tendonlarda kısalma görülebileceği yönündeydi.
  • Yürüteç sanıldığının aksine yürümeyi hızlandırmıyor. Yanlış zamanda yanlış kasları güçlendiriyor. Yani parmak uçları ile yürümeye çalışan ve bu duruma alışan bebek topuklarını basmakta sıkıntılar yaşayabiliyor.
  • Bebeği çok hızlı ve kontrolsüz hareket ettiren yürüteç çocukta keşif den çok acı deneyim bırakabiliyor. Düşmeler, takılmalar, sıkışmalar , merdivenden yuvarlanmalar gibi ev kazalarından ölümle sonuçlanan kazalara kadar.
  • Pek çok ülkede (Kanada, Amerika'nın bazı eyaletleri)  kullanımı yasak olan bir ürün.
  • Yürüteç çocuğun fiziksel gelişimini ve kaslarını güçlendiren sürünme, emekleme, yuvarlanma, tırmanma ve ayağa kalkmaya çalışma evrelerinin sırasını ve süresini bozan bebeği hızlıca ve olması gerekenden erken hareket özgürlüğü veren tehlikeli bir ürün.

Bu bilgiler yürütecin bebeğim için eğlenceli bir o kadar da tehlikeli benim içinse kolaycılıktan başka bir şeye yaramayacağı yönünde yeterince ikna edici olmuştu. Bu arada beni ve bebeğimi doğumdan sonra ziyarete gelmede doktora çalışması nedeniyle gecikmiş Psikolog arkadaşım Enil elinde son zamanlarda yürütece alternatif sayılabilecek ilk adım arabası görünümlü bir bisikletle geliverdi. Hem hediyenin kendisi hem de getirdiği zamanlama çok iyiydi. Çünkü oğlum bu hediye bisiklet ve mama sandalyemiz sayesinde tekerlekli bir şeye tutunduğunda ittirmeyi ve oradan da adım atmayı  çok güzel öğrendi. Bazen onu bu yukarıya kaldıran gezdiren istediğine ulaştıran tekerlekli bastonları ile yürüteci aratmayacak tehlikeli işlere kalkışsa da biz sonuçtan çok memnunduk.  Tüm bu yürümeye hazırlanma aşamasında öğrendiğim en önemli şey çocuğun her aşaması için sabırlı olmak ve anne babasının ellerinden tutarak onu yürütmeye çalışmasının çocukta hiçbir ürünün veremeyeceği hazzı, özgüveni yarattığıdır. Anne baba için ise bu durum çocukları ile  aralarında bambaşka bir iletişim kapısı aralamaktadır.  





EmeklemeME

6 ayın sonlarına ulaştık. Azad Taha emekleme konusunda pek isteksiz. Fizyoterapist arkadaşım Berkiye’nin önerdiği birkaç hareketle ona kılavuzluk etmeye çalıştık ama nafile. Kendince bir ayağında sorun varmışçasına diğer ayağı ve dizine yüklenerek sürünmeyi keşfetti oğlum. Hatta bu tuhaf haliyle çok hızlı süründüğünü söylemek bile mümkün. Oğlumun emekleme sürünme dönemi kış mevsimine denk geldiği için anneler ne gibi önlemler almış olabilir diye şöyle bir interneti karıştırdığımda annelerin önerilerinden çok tuhaf, komik ve gereksiz ürünlerle karşılaştım. Emekleme esnasında çocukların diz ve ellerine takılan koruyucu ürünlerden tutunda, emekleyen çocuğa giydirilen paspasımsı bir kumaştan zemin temizleyen giysiye kadar çok çeşitli gereksiz ürün mevcut. Aylar geçtikçe oğlumun tam bir emekleme görünümü vermeyen sürünme halleri güzelce oturmalar, tutunmalar ve ayağa kalkma girişimleri ile zenginleşti. Yapabildikleri arttıkça ulaşabildiği alanlar arttı onun bu azmine tanık olmak seyrine doyum olmaz manzaralar sunmakla birlikte evlerimizde ne kadar çok eşya kalabalığı barındırdığımızı anlama fırsattı da yarattı. Daha sonra daha güçlenen bu sadeleşme yüksüzleşme ilkemin temel dayanağı oğlumdur diyebilirim.

Diş Hediği (Buğdayı ) Kutlaması






Ailemizde tüm bebekler için yapılan diş hediği kutlamasında sıra oğluma gelmişti.  Diş hediği töreni bizim doğu kültüründe son yıllarda azalsa da eski ve güzel bir gelenek. Geleneklerimizin tamamını yaşamak gibi bir isteğim olmadığı gibi bazılarına ağır eleştirilerimde olur. Ancak dış hediği güzel öğeleri barındıran, eski ve şirin bir geleneğimiz. Bilmeyenler için biraz bilgi vereyim. Bebeğin ilk dişinin belirmesiyle buğdaylar kaynatılır, içine nohutlar isteğe göre başka lezzetler de (nar, ceviz v.s)  katılarak bir araya gelen akrabalar, komşular, dostlarla afiyetle yenir. Hediğe katılamayanlara da gönderilir böylece bebeğin buğday taneleri kadar sağlam, tane tane ve güzel dişleri için dua edenler çoğalmış olur. Tören diş hediklerinin besmeleler ve sağlam, sağlıklı dişleri olması duaları ile çocuğun başından aşağı dökülmesiyle devam eder.  Bu hedikleri dökme işi için misafirler arasından en güzel ve sağlıklı dişli kişi seçilir. Böylece bebeğin çıkmaya devam edecek dişlerinin o kişininki gibi olacağına inanılır. Törende son aşama bazı meslek gruplarını temsil eden nesneler yuvarlak bir tepsiye yerleştirilerek bebeğin bunlardan seçim yapması beklenir. Sözde seçilen nesne bebeğin gelecekte yapacağı mesleği temsil eder. Bu arada gelen misafirler bebeğe hediyelerini sunarlar ve Diş Hediği güzel dualar ve dileklerle sona erer.

Ben Azad Taha nın dişleri çıkarken ciddi bir sıkıntı (ateş, huzursuzluk v.) yaşamadım. Çünkü neredeyse 1 yaşına kadar gecikti dişlerinin çıkması. Diş hediğini organize ederken oğlum 7 aylıktı ve diş ucu yok gibi bir şeydi. Ama yinede Kıbrıs tan İstanbul a ailem ve dostlarımla oğlumun diş heyecanını ve bu özel geleneğimizi yaşamak için gittim. Sevdiklerimle oğlum için özel bir kutlama yapmış olduk. Ve meslek nesneleri seçimine inanmasam bu uygulama esnasında da kitap seçmesi beni inanılmaz mutlu etti.


 

Babanın beslenmeye dahil olması; Katı gıda ile tanışma

Emzirmenin çocuk içinde anne içinde hem fiziksel hem de psikolojik açıdan önemli bir şey olduğunu hepimiz biliyoruzdur. Hamilelikle birlikte emzirme de anne bebek ilişkisinin baba bebek ilişkisinden farklı son ayağı. Yani bebek katı gıdaya geçerken (eğer o güne kadar anne sütünü, devam sütünü, mamayı biberonla baba vermediyse) baba ile de beslenme başlamış oluyor.  Özellikle bu açıdan başlayarak katı gıdaya geçişin oğlum ve babası için bambaşka bir başlangıç olduğunu söyleyebilirim. Oğlumla emzirme konusunda sorunsuz ilerliyoruz. Planım  onun fiziksel  psikolojik gelişimi için 2 yaşına kadar emzirmek. 


Katı gıdaya başlamadan nelere dikkat ettim.
Oğlum biz yemek yerken yiyeceklerimize aşırı ilgi göstermeye başladı bizi yemek yerken dikkatle izliyor, mama sandalyesinden eliyle yiyeceklere, kaşığa, sofraya uzanmaya çalışıyordu ve ağız hareketleri iştahlandığını düşündürüyordu.

Katı gıdaya geçerken nelere dikkat ettim;
  • Öncelikle ‘üç gün kuralını’ uyguladım. Yani bir gıdayı ilk denemeden sonra herhangi bir alerji problemi yaşayıp yaşamayacağımı kontrol etmek için üç gün bekledim.
  • Sebze çorbalarında mevsim sebzeleri olmasına ve çok çeşitle karmaşıklaştırmamaya özen gösterdim. Sebze çorbalarını  zamanla zenginleştirdim.
  • Bebeğimin demir ihtiyacı için yağsız kıyma kullanıp, tüm sebze kıyma karışımını süzgeçten geçirilerek metal karıştırıcı aletler kullanılmadan(porselen, tahta kullanılabilir) olabildiğince ezerek bebeğin rahatlıkla yutacağı kadar ancak birazda pütürlü bıraktım.
  • Yoğurt verirken kendi mayaladığım yoğurda bağırsaklarını çalıştırması için kaysı ekleyerek verdim. 
  • Protein ihtiyacı için 7. aydan itibaren yumurta sarısı (haftada 2-3 taneyi geçmeyecek şekilde) verdim.
  • 7. aydan itibaren balık ve köfte için küçük alıştırmalar yaptık.
  • Peynir seçiminde ise tuzsuz lor çok abartmadan afiyetle yedik.
  • Cam rendede rendelenmiş meyve püresi hazırladık.
  • 9.aydan itibaren oğlum bizim yemeklerimizden tatmaya başladı.






Anne sütü dışında bambaşka lezzetlerle tanışan oğlum çok mutlu aynı sofrayı bizimle paylaşmaya başlamasından dolayı bizde çok keyifliyiz.

Ninniler

Uyku mu o da ne?

 


 

Rahat geçen hamileliğimin en bariz yararı akşamı erken bitirip sabaha kadar rahat rahat uyku çekmekmiş. Bebek dünyaya geldikten sonra hamilelikte neden bu kadar uyku depoladığınızın nedeni anlaşılıyor. Allah tan çocukluğumdan beri uykuya çok düşkün biri değilim. Ve çok hafif uykum olduğu için çabucak uyanabiliyorum. Yine de oğlumun uyku konusunda bana değil de uykucu babasına çekmesini çok isterdim. Gece emen oğlumu uyku düzenine geçirmeye çalışırken ilk olarak gece beslenmelerini azaltmaya başladım. Ve kolay olanı seçmeyip hep oturarak, beslenirken beni emzik gibi kullanmasına izin vermeden doyduğunda onu tekrar yatağına koyarak çok dikkatli oldum.  


 İlk 6 aydan sonra gece uyanmalarının azalacağını söyleyenler 6 ay geçince 1 yaşına kadar 1 yaşı geçince ehh işte zamanla demeye başladılar. Çok deneyimli insan dinlemek çok göreceli ya da sıfır bilgi içerebiliyor. Neyse ki bu alanda çalışmaları olan uzmanlar bol miktarda ve bende bu konuda çok kaynaklar okudum, çeşitli uyku yaklaşımları hakkında uygulamalar denedim.




Örneğin bebeklerle ilgili pek çok kitabın yazarı  Dr. William Sears’ın Bebek Kitabı (The Baby Book) kitabındaki anne ve bebeğin birlikte uyuması gerektiği hatta bunun çocuğun güvenli uykuya dalması için gerekli olduğu, onu ağlatarak tek başına uykuya geçmesini beklemenin doğru olmadığı yönündeki görüşleri yaygın görüşlerin tam aksini söylüyordu.
Uyku Bozuklukları Uzmanı Dr. Richard Ferber'in ise bebeğin uyutulan tarafından teskin edilmesinden, kendi kendini teskin etmesine geçişi sağlayan katı tekniğinde ağlaya ağlaya aşamalı olarak 3 günden bir haftaya kadar sonuç alabileceğimiz yönteminden bahsediyordu. Doğrusu uzmanlar arasında da çok uç ve farklı kutuplarda görüşler olduğunu görünce kendi bebeğimin beden ritmine bakarak, biraz sabır göstererek, uyku rutinleri oluşturarak uyku sorunumuzu hallettik diye cümleyi bitirmek isterdim. Ne yazık ki oğlum gece uyanmaları ve uykuya tek başına geçme konusunda zaman zaman bizi heyecanlandıran kısa süreli değişiklikler gösterdiyse de genelde 2 yaşını geçtiği günlere kadar süren gece uyanmaları ile bizi durumu kabullenen anne babaya çevirmeyi başardı. Azad Taha 2.5 yılda uykuya daha dayanıklı sayılacak annesi ve tam bir uykucu olan babasını bile uykusuz yaşanabileceğine inandırdı.